13 Aralık 2017 Çarşamba

                                                                   Kayıp
Günlüklerime bakıyorum. Seninle başlamışım günlük tutmaya. İlk uzaktan gördüğüm tarihi not etmekle başlamışım yazmaya. ''Aynı kalpler ama farklı yerler. Ruhun birlikteliği mesafeyi hiçe sayarak doğan duygular. Belki karşılaşacağız bir yerde belki de buluşacağız bir yerde.'' demişim. Aslında o gün anlamışım karanlıkta kaybolacağımı. Sonra kalp yapmışım çirkin yazımla içine baş harfini kazımışım kırmızı bi damla. Kalbimin delineceğini işte o günlerde anlamışım.  Artık kelimeler dökülmüyor parmaklarımdan. Sevgilim benim. Olmayan sevgilim. Yoksun artık uyuduğum yastıkta. Sanırım kısa zaman içinde fazla sevmiştim. Normalden çok çok daha fazla. Senden önce düşünmeyi severdim odamda oturup akvaryumun ışığını açıp hayatımı sorgulardım. Hatırlarsın bunu sana da söylemiştim. Ve seninde yapmanı istemiştim. Artık bunu yapamıyorum. Ne zaman odama geçip o ışığı açsam sen bana sesleniyorsun. ''Seni çok seviyorum'' diye ve sesin doluyor odama yankılanıyor sürekli, tabi o kahverengi gözlerin içten güldüğü biraz kısık bir şekilde.. Artık düşünemiyorum sorgulayamıyorum hayatımı. Ama artık düşünmediğim başka şeylerde var. Mesela ''Uyudu mu acaba?'' diye düşünmüyorum artık, ya da ''Ne yapıyor acaba?''. Her zaman bir umut vardır derdim. Meğer umut bir hançerin sivri yanaklarına saplıymış. İnsan aşık olunca yitirir ya beynini kalbiyle düşünür. İşte o kalp görmemiş hançer olduğunu. Her seferinde uzanmaya çalıştıkça yırtmış parçalamış. Kendimi avuttum hep. Hep seni yazdım kadın ve buna sanat dedim. Sanki gittiğinden bu yana hiç geçmedi zaman. Sanırım yalnızlığa alıştık diye hiç geriye dönmedik. Sanki gök yüzünden yıldızları toplamış birisi. Sana yazdığım her yazı sanki yüreği sonsuz bir yazı. Sana yolladığım son yazıyı ciğerlerime saçtım. Küllerinden doğdu acım. Komalardan çıkıp sevmiştim. Güzelce gittin. Sahi ne güzel gittin. Ne bir gün üzdüm seni ne bir gün kırdım. Bugün kızgınım sana ve kırgın.

7 Aralık 2017 Perşembe

                                                                    Affetmek
    Bir kadın geçiyor içimden. Elleri saçlarında, adımları güçlü ve sakin, içime işleyen bir kadın. En büyük mücevheri dudağının kenarı taktığı gülümsemesiydi benim için. Ve elinden her an düşmeye hazır son sigarası. Ona baktığım her vakit tazeleniyordum. Kusursuz bir cinayet gibi..
 
   Çünkü affetmek bir erdemdir. Ben hayatım boyunca affettim. Bazıları aptal diyor,  bazıları saf, salak.. Bazen bende diyorum kendi kendime. Aldatıldım, affettim, dayak yedim, affettim, dost kazığı yedim, affettim, bırakıp gittiler, affettim, terk ettiler yine affettim. Ama neyi affettiğimi asla unutmadım. yeri gelince hep suratlarına vurdum. Nede olsa affetmenin bir şekli olmalı değil mi? Kimileri affedince her şeyi unutur. Özeniyorum onlara. Onlar unutuyor ama ben unutamıyorum. Affediyorum evet ama bana yaşatılanlar bir hastalık gibi beynimi kemirmeye devam ediyor.
 
   Önce terk ediyor ve gidiyor diyelim. Sonra geri geliyor. Kıyamıyorum ''tamam, tekrar barışalım'' diyorum. Ama beynimde, beynimin içinde suratına avazım çıktığı kadar bağırıyorum.
''Yine gideceksin değil mi? Yine olmuyor diyeceksin'' diye. Bir süre sonra da kendimi bir güvenlik duvarının içine kilitliyorum. Herkes, her an gidebilirmiş gibi yaşamaya başlıyorum. Gidiyorlar yine. Giderler çünkü.
     Yaşadıklarım geçiyor gözümün önünden bir bir.
   ''Ne hale geldin be oğlum?'' diyorum kendi kendime. ''Ağladın, eve geldin ev bomboş, balkona çıktın ama yine de nefes alamadın, başka bir odaya gittin duramadın, kokusu hapsolmuş orada. Koca evde koca hayatta kendini koyacak bir yer bulamadın..''
  Kısacası,
 ''Mahvoldun be oğlum, yazık ettin kendine'' diyorum.
  Öyle boş boş bakma kendine aynalarda, toparla kendini. Biliyorum zor bir adım atacaksın. Yeniden başlayacaksın. Bir gün silkelenip, kendine gelirsin.
   Aradan zaman geçer tam iyiyim dersin aklına bir şey gelmez.
 
Bir gece çıkıp gelir.geçtiğin yollara geri gelirsin. ''Özledim seni'' der gözlerine dalar gidersin. Gülümsersin. Her şeyi unutursun yine. Sil baştan başa dönersin.
     Yine her şeyi olduğu koyamazsın eski yerine. bir kere gideni olduğu gibi geri getiremezsin.
  Bakıyorum da şimdi, sanki o eskisi gibi kokmuyor artık. Gülüyor ama bilmiyorum, eskisi gibi gülmüyor ya da gülüşü aynı ama içimde o güzel duyguları uyandırmıyor.
                 Bir kere giden, gidebilen, sonsuza dek gitmemiş midir zaten?

16 Kasım 2017 Perşembe

                                                                      Son
 Her şeyi bir kenara bırakın. Hayatınızda olan her şeyi. Güvendiğiniz insanları bile. Ve düşünün doğru mu yapıyorum diye. Elbette yanlış bir şey yapmışsınızdır. Çünkü insan doğası bu. Sevgide öyle. Doğru mu yapıyorum diye düşünürsün. Kendinin üzüleceğini bile bile aklında başka birisi olan kadının yaralarını sarmaya çalışırsın. Bu sahile vurmuş  binlerce deniz yıldızını teker teker denize tekrar atmak gibi bir şey. Asla bitmez o deniz yıldızları. Bir gün biteceğini düşünürsün ama asla bitmez. Yalanını yakalarsın. Yutarsın. Yalan abi. Yalan ya. Sadece kafası eskisi gibi olmasın diye. Duymamazlıktan gelirsin. Bir daha yapma olur mu dediğinde. Tamam dediğinde tekrar güvenmeye çalışırsın. Defalarca söyler. Sonra güven sorunları yaşarsın. Ama tabi aklına takılan bir şey sorduğunda suçlu sen olursun. Nasıl böyle bir şey sorarsın diye. Yine susarsın dersin ki nasıl böyle bir şey sorarım kızın bir ton derdi var bide sen dert yapıyorsun diye. Sonra göememezden gelirsin yutmaya başlarsın. Her şeye göz yumarsın çünkü zaten bir yarası vardır. Sende hayatın boyunca hiç bir şeye göz yumamayacağın şeylere göz yumarsın. Gururunu onurunu bir kenara bırakırsın. Artık üzülme ben varım dersin. O başka birini özlediğini söylerken. Onu teselli etmeye çalışırsın. Yalnızım dediğinde her şeyi bir kenara bırakıp onunla ilgilenmeye çalışırsın. Tabi onlara yumarken kalbini kayberdersin. Taşlaşır öyle. Çünkü kendi bedenine aykırı gelmiştir kabul ettikleri. Hastalanırsın. Belki günlerce yataktan çıkamazsın. Bedenine aykırı gelmişsindir aykırı. Tek düşündüğün onun üzülmesini istemediğin için iyiymiş gibi yapmak olur. Tabi sıkılır tüm bunları yaparken. Çünkü elde olmayan sebeplerden dolayı yanına gelip elini tutamazsın. Bazen şeyi düşünüyordum. Askere gitseydim ne olurdu. Ne yapardı ki ben askerdeyken. Ve düşünmemek gerekiyormuş. Halbu ki ben sadece aklındaki kişi için planları düşünmüştüm. Bir daha onun için ağlarsan ne diyeceğimi düşünmüştüm. Acıtıyor be. Tüm bular olurken deli gibi acıtıyor. Sen onun için her şeyini yutarken. Onun 3. kişileri hayatına  alması acıyor.
                                             

8 Kasım 2017 Çarşamba

                                                              Özlemek II
   Sevmek aşamalıdır. Birini sevmek için önce yaşamalısın. Özlemekte öyle. Özleyebilmek için önce sevmen gerekir. Ama özlemek acı verir. Yanındayken bile özleyebilmek. Bu saçmalık mı? Özlemek insanın bedenine yaptığı en kötü şeylerden birisidir. Kendi içini yer bitirir. Ama ruhu öyle bir besler ki.. Özledikten sonra kavuşmak besler ruhu. Şimdi diyorsundur ''Öyle saçmalık mı olur? Hem yanındayken bile özlüyorsun hemde özledikten sonra kavuşmak besler diyorsun'' diye düşünüyorsundur. Ama hissettiklerimi bilmiyorsun ki? İnsan oğlunun doğasında vardır vardı doyumsuzluk. her şey den biraz daha ister. Özlersin kavuşursun sarılırsın. Sonra alışırsın yanında olduğuna. Özlemeye yine başlarsın. bu sefer el ele dolaşmak istersin. Buna da alışırsın. Birlikte uyumak istersin. İnsan oğlu işte doyumsuz inkar edilemez şekilde açık. En çok özlediğim bir rüyaydı benim her ayrıntısı hatırladığım tek rüya. Anlatayım;
 
''Çocukluğumun hayaliydi deniz subayı olmak. Deniz subayı idim rüyamda. Karşımda koskoca gemi duruyordu bende iskelede ona bakıyordum. Ve sevdiğim kadını düşünüyordum. Sonra biranda arkamdan birisi sarılmaya başladı. Ellerini göğsümün üstünde birleştirmişti. Ellerine baktım sevdiğim kadındı. Sonra gemiye baktım. Gülümsedim.'' Ama o kadar gerçekçiydi ki. Uyandım. yüzüm kalorifere bakıyordu. Yan yatmıştım. Sonra bir anda bir şey fark ettim. Göğsümün üstünde bir çift el birleşmiş. Sevdiğim kadın gerçekten de uyurken farkında olmadan sarılmıştı bana. Öyle garip bir duyguyu ilk defa yaşıyordum. Tek yapabildiğim gülümsemekti. Ses çıkaramıyordum uyanır diye. Farkında değildi ama gözlerim dolmuştu. Sonra anlattım rüyamı ona gülümsedi ve sarıldı. Sonra kulağıma fısıldadı ''Beni çok mu seviyorsun?'' diye. Bağırmak istiyordum ona kızmak istiyordum nasıl böyle bir soru sorar diye. Ama yaptığım şey ''Evet'' diye fısıldamak oldu. Bunları anlatıyorum çünkü ''Çok özledim''. Bana kızıyorsun ya ''Biraz mutlu şeyler paylaş'' diye. Seni özlerken nasıl mutlu şeyler paylaşa bilirim ki? Bir elim yazsa diğer elim siler o yazıyı. Sensizken nasıl mutlu olabilirim? Sen beni sensizken sevdin. Simdi seninle olmak, seni benden vazgeçirir mi? Eğer geçirirse sensizliğe alışırım ben.              

4 Kasım 2017 Cumartesi

                                                              Ölülerle konuşmak
   Hiç ölü biriyle konuştuğunuzu hissettiniz mi? Öylesine yokmuş gibi hissettiniz mi? Ne yaparsanız yapın çabalarınızın boşuna gittiğini hissettiniz mi? Konuştuysanız hissedersiniz tabi. Çünkü ölmüş birisi ne yapabilir ki? Seni göremez duyamaz hissedemez. Peki onu öldürene ne demeli? Eskiden dünyayı kurtara bileceğime inanırdım. Şimdi ise dünyanın kurtarabileceğine bile inancım kalmadı. O kadar zaman sevgilin vardır sen mutluyuz sanıyorsun. Her geçen gün daha iyi olduğunu düşünürsün. Daha bağlandığınızı düşünürsün. Sonra bir anda her şeyin yıkıldığını düşünün. Seni özlediğini düşünürken aslında başka birini özlediğini düşünün. Birlikte olduğunuz süre boyunca yalnız hissettiğini düşünün.
Ne kadar ölünesi bir durum. Sonra diyorsunuz ki '' Onca erkek varken neden ben? Neden benim le birlikte?'' yarasını kapatmak için mi? Hayır, sanmıyorum. Bence arkadaş aramıştı. Ağlaya bileceği yabancı birisini. Sonra arkadaşla sevgili ayarını karıştırdı. İstemeden sevgili oldu. Geri dönüşü olmayan bir yola girdi. Tekrar arkadaş kalamazdı. Çünkü bir şeyler paylaşmıştı. Çok kalbi kırdın, çok parçaya böldün.Sonrada hangi parçanın hangi kalbe ait olduğunu bulup yapıştırdın.Fakat hangi kalbin hangi bedene ait olduğunu hatırlayamadın.

   Gecenin gözünü seveyim ben. Karanlıktan başka bir şey görmemiş bugüne kadar, sevmenin nasıl güzel bir şey olduğunu görsün. Öfkem yürümekten değil., bir yere varamamaktan. Sanırım benim başıma gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Zira o pişmeden önce zaten ölüydü., ben ise yanıp kül olurken hala canlıydım.
      Nede güzel demiş şair;
Demek hala o var kalbinde.
Öyleyse vazgeçiyorum harbimden.
Çok yorduğumun farkındayım
Sonsuza dek bensiz kal, dinlen.

Bu gece uğurladım seni aklımda.
Akıl gelir anca hakkından.
Aklı kalpte gördüğünün farkında.
Geçti kördüğümün çarkından.
                                  Orhan Gül

              https://www.youtube.com/watch?v=ajF3pPWvitU

2 Ekim 2017 Pazartesi

                                                                       Özlemek
    Özlemeyi göze alabilecek kadar sevebilmek. Ne yapacağı sürekli aklında olması. İçime kök salmış bir ağacın büyüdüğünü hissetmek gibi bir şey özlemek. Gitgide büyüyen. Ve artık toprağa sığmayacak kadar büyüyen. Derinlerde bir yerlerde acıtan. Keşke anlasan nasıl bir şey olduğunu. Elini tutmak. Asıl soru şu. Hayat bitmek bilmeyen kötü şeylerden oluşur ve mutluluk için çok kısa bir reklam vardır. Ve bu gelmiş geçmiş en iyi reklam. O, anın tadını çıkarırken ben sanki bir daha göremeyecekmişim gibi yüzünün ayrıntılarını ezberliyordum. İlk defa görüyormuş gibi. Ve ya son.
Sevdiğini göstermek önemsemektir. Milletin görmesini sağlamak. Uzaktayken sevgini böyle gösterebilirsin. Peki bir soru daha insan sevdiğini üzer mi? Üzeceğini bile bile sever mi?Üzmemeye çalışmaz mı seven insan? Yada inancı kalmayan birisi sevebilir mi gerçekten?

20 Eylül 2017 Çarşamba

                                                               ''O''
O,cennet dünyaya inmiş gibi gülümsüyor. Saatlerce izlenir sanki. Ve dilekleri gerçekleşmeye başladı. Ama bu mutluluk beni öldürüyor. O tam burada, kollarımda olacak. Öylesine aşık..  Tam bura da kolların arasında olacak. Gitmesine izin veremem çünkü çok çabalıyor.Kalbi taşa dönmeyecek. Fakat onu yalnız bırakmayacağım. Asla yalnız olmayacak. O tam burada kollarımda olacak. Kurtarılmayı bekleyen ruhumuzda, ve yeniden kazanılmış inançla, tüm gözyaşlarımız silinip gitti. Aşk ve ölüm kucaklaştığı zaman beni kollarının arasına alacağını biliyorum. Ve bu bana huzur veriyor.

10 Eylül 2017 Pazar

                                     Sonsuzluk
Sanırım artık burda vaktim doldu. Her geçen gün değişiyorum. Sevgim arttıkça öfkemde artıyor. Ve saatli bomba gibi dolaşmaktan sıkıldım. Çok kötü bişey değil mi? En ufak biseye büyük bi tartışma başlatmak. Sanırım inzivaya çekilmenin vakti geldi artık. Düşünmemeliyim ama düşünmek zorundayım. Ve yavaş yavaş tükenmişlik. Herşeyi düşünür olmak. Ve tek yaptığım kalp kırmak. 

31 Ağustos 2017 Perşembe

                                                               Aşk yok artık
   Eskiden saf bir sevgi vardı. Art niyet olmadan. Sadece seversin. Öyle temiz seversin ki. Dokunmaya bile kıyamazsın. Ama şimdi, şimdi öyle değil.. İnsan öyle yaratılmış ki. Düşünüp taşınıp öyle hamle yapıyor. Eğer öyle olmasaydı gelişi güzel doğar, büyür, ölürdük. Sorgusuzca başına buyruk doğruları savunuyorlar. Artık abartıyorlar rahat yaşamla sapıtmayı.. Tenine dokunan ellerden koleksiyon yapmışlar bide bununla övünüyorlar. Aferin! BU SEVGİ DEĞİL, AŞK DEĞİL! DEĞİL.. Bu saçmalıktan başka hiç bir şey değil. Öyle davranıyorlar ki sanki sadece sana özel davranıyor. Sanki sadece sen özelsin onun için. İnanıyorsun. Sevgisine, gülüşüne, sözlerine.. Ama alışmışlar ya onlar böyle davranmaya. Vazgeçemiyorlar. Yada umursamıyorlar. Sanıldığı kadar mutlu olamıyor insan. Tüm bunlar olurken anlık yaşıyor insan. Uzun sürmüyor hiç bir şey. Ucu bucağı görünmeyen sonsuz. Mutlusun ama sadece anlık. Üzgünsün ama sadece anlık. Yada bu güne kadar yanlış insanlarla doğru şeyi yaşamaya kalkmışsındır. Hayat bu kadar basit ve acıdır.

29 Ağustos 2017 Salı

                                               Olmamış bir şey
    İnsan ne kadar kötü olay yaşarsa ruhu bölünürmüş. Parça parça. En sonunda alışırmış ve vurdum duymaz hale gelirmiş. Sıradan olurmuş artık yaşadıkları. Umursamazmış. Önemsemez. Sevgi gibi sanki. Yaşadıklarından sıradan hale gelmiş şeyler. Karşıdakini önemsemezmiş. Kırılırmı diye. Okunsun gözlerinden hatıralar. Öyle yani o kişi seni tınlar mı?  Bunuda yaz kenara kırık bir uçurtmayım.

30 Temmuz 2017 Pazar

                           Hercai.

       Enteresan bir kelime. bir çiçek ismi. ama anlamıda farklı. hicbir şeyde kararlı olmayan aşkta bağlılığı olmayan.
hikayesi var bunun.
       çok uzun yıllar önce iki kır çiçeği birbirlerine aşık olurlar. her bahar diğer çiçekler gibi onlar da açıp güneşe merhaba derler. fakat bir bahar başlangıcı bu çiçeklerden biri diğerine; “biz diğer çiçekler gibi bu bahar açmayalım, kışın ortasında herkesin soğuktan kaçtığı karlı günlerde açalım ki, bütün doğa bize ait olsun” der ve ikisi de o bahar açmamaya karar verirler. biri açmak için kışın gelmesini ve karın yağmasını beklerken, diğeri o yaz açar. o gün bugündür, karda açan ve sevgilisini bekleyen çiçeğe “kardelen”, sevgilisini yarı yolda bırakan çiçeğe de “hercai” denilir.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

                                               Gökyüzü 

Aynı kalpler ama farklı yerler? Ruhun birlikteliği mesafeyi hiçe sayarak Doğan duygular. Belki karşılaşacağız bir yerde belkide buluşacağız. Belki bir şarkı hatırlatacak birbirimizi belki de bir ışık yansıması. Yada bir telefonun numarasının son 4 hanesi. Ama şu olacak ki gözlerimi kapattığımda kafamın içinde yaşanan olaylar. Bir ses canlanacak önce. Sonra bir yüz. Sonra sarılıyor gibi. Biraz utangaç biraz cesur. Sanki ölmeden önce son kez sarılıyor gibi yorgun ama  canlı bir sarılma. Sonra gözlerin açılması. Çünkü daha fazla durursam sahiplenme duygusu başlayacak ve sürekli gözlerimi kapatmak isteyeceğim. Belkide her sabah bu yüzden uyanmak istemiyorum.
                         

2 Temmuz 2017 Pazar

                                         Anlamlı hayat

Belki bir gün hepimiz üzüleceğiz ama bunu düşünerek yaşarsak bir anlamı olmaz ki. benim düşüncem insanın kendi özünü bulmasıdır. Kendi yalnızlığında. Kendi içinde. Belki kimileri için bu yazdıklarım anlamsız gelebilir kimileri içinde saçma. Ama hayat istediğimi yaparsak mutlu ediyor onların istediğini yaparak değil. hiç düşünüyor musunuz mü bilmiyorum ama ben düşünürüm. gece saat 2 gibi akvaryumun ışığını takarım yatağımın üstüne oturum hayatımı sorgularım neler olduğunu ve neler olabileceği hakkında kendimce yorum yaparım. Bunu yapmamın sebebi dediğim gibi kendimi böyle buluyorum onca olan olaydan sonra onca karanlıktan sonra.. Hayal kurun ve her zaman farklı olun. Diğerleri gibi değil, sıradan yüzlerden değil.
                                                                     Tüm bunları düşünerek ve uygulayarak yapın..

13 Haziran 2017 Salı

Erdoğan, Özgür, Furkan, Emre'ye selam olsun. Herkesin kendine benimsediği bir dost vardır. Diyeceksiniz ki bir diyorsun dört kişinin ismini sayıyorsun. Ama sizin o bir kişiyle yaşayamadığınız olayları biz hep beraber yaşadık. Beraber güldük. Yine beraber güleceğiz. Belki şuanda yan yada değiliz ama bunu hissedebiliyorum. Yanımda olduklarını hissedebiliyorum. Ve her zamanda olacaklarını..
Saygılarımla.


Jazz. Herzaman hayat felsefem olmuştur. Ritmin akışana bırakarak her gece hayatımı sorgulamama sebep olmuştur. Loş bir ışık ve bir sigara sonrasında müzik.

  Sessiz Eda Bazen düşünüyorum, anılarım geçiyor gözümün önünden, fakat eskisi kadar iyi hatırlayamıyorum. Sanırım iyi kötü ne varsa hepsini...