Sessizliğe Ağıt
Sevgisizlik, hissizlik. Uzun zaman oldu. Çok uzun zaman. Bir sağa bir sola yalpalayıp durdu. O ne olmuştu , kim olmuştu? Hayatı her şekilde değerlendiren, yüzü hep gülen birisi vardı. Zamanla değişti bu cocuk. Değiştirdiler. Herkesi mutlu edemeyeceğini anladı bu cocuk. Patronun köle gibi çalışmanı ister. Ailen, onların istediği gibi biri olmanı.. Arkadaşların içten içe başarısız olmanı.. Sevgilin ise sürekli değişmeni ister. Kimse olduğun gibi görmek istemez seni. Herkes kendi icat ettiği gibi bakar sana. Sonuç olarak bambaşka bir insan olursun. Ve hayatı evden çıkmak istemeyen, yüzü pek gülmeyen birisi olursun. Öylece ölümü beklersin. Ölüm daha yakın gelir, bir dost gibi görünmeye başlar. Ta ki tüm bunları tek bir cümleyle unutturacak birisi gelene kadar.Yakın bir tarihte, ölüm hakkında konuşuyor iken şöyle bir cümle söylemişti. '' Çok garip ya birinin ölmesi. Yaşıyorken sana olabildiğince sarılmak istiyorum.'' İlk defa böyle bir şey söylenmişti bana ve nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum. Heyecanlanmıştım. Ve ''o kadar duygulu bir cümlemiydi söylediğim, sadece içimden geçeni söylemiştim.'' diye devam etti masumca. Onu izlemekten başka bişey yapamamıştım. Sadece büyük kahverengi gözlerine bakıyordum. Hareketleri doğaçlama çalınan piyano kadar anlamlıydı. Bakışlarında duygu vardı. Bu yaşamak için bir sebep mi yoksa ölmek için bir sebep mi? Bunu asla anlayamayacağım sanırım..