18 Aralık 2018 Salı
14 Aralık 2018 Cuma
Gel
Anlatacağım o kadar şey var ki. Artık yazıyorum diyorum. Okuyanlarım elbette olur diyorum. Buda kesmiyor. İlk başlarda yazarken rahatlıyordum. İçimi boşaltıyordum kelimelerle, fark ettim ki bu da yetmez oldu bana..Nasıl bir maceranın ortasında kaldım? Kulaklarım kendi sesimi duymuyor. Sana gelirken dağları, tepeleri aştım. Ne bir an umudum gitti ne de yönümü şaşırdım. Yüzün aklıma geldikçe sapıttım. İçime oturmuş o son sözün.. Biri gider bini gelir, bini giderde biri gelmez. Bu nasıl bir çelişkidir? Diyorsun ki hep acıklı şeyler yazıyorsun. Acıyı seviyorum, damak tadım böyle. Acı dil genellikle tatlı şeyler söyler. Boşluğunu doldurmadım, daha da yer açtım. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadım o anı. Bir ayrılık hikayesi anlatıp duruyorsun. Aşkı kendi kendine unutturmuşsun. Bana bakıp ''aşık olmuş'' deyip geçiyorsun ama görmüyorsun. Evet bakıyorsun ama görmüyorsun. Sana aşkı hatırlatmaya çalışıyorum.
Sen yatağıma gelen sabah kahvaltım,
Sen yüzümü sildiğim havlu, gönül evimde avlu.
Gel, bağrına bassın seni kuytularım,
Gelişin darmadağın etsin uykuları.
Gel, peşime düşşün senin uykuların.
Seninle her kalabalık kuytu kalır.
Gel, gece olsun güneş yerin dibine batsın!
Sen ecel oldun, böyleyken yaşamak tatsız.
Gel, çöllerden okyanuslara dönsün bahtım.
Gel otur ihtişamlı görünsün gönlümün tahtı.
Sana gel diyorum, gelmiyorum.
Unuttum zamanla sana gelen o yolu.
Sana gelemiyorum ki, sana gel diyorum
Ben artık anca sana gelen o yolum..
Orhan Gül
10 Aralık 2018 Pazartesi
Kahve Kokulu Kitaplar
Kalbim ilk seninle atmaya başladı, söyleyemedim sana. Belki de ondandır bu içimin yanışı. Belki de ondandır silüetinin her gece yatarken gözümün önünde belirmesi. Hoş değil mi, yapayalnız? Saklanmak için bir yere ihtiyacım var. Ama yakınlarda bir tane bile bulamıyorum. Seni hatırlatan 2 koku var. Kahve ve kitap kokusu. Hiç birlikte kitap okumadık. Hala anlamış değilim. Sayfaları çevirdikçe dalgalanan o koku. 2 çay kaşığı kahve ile 3 çay kaşığı süt tozunun sıcak suyla karışırken çıkan kahve kokusundan bahsediyorum. O koku he zaman senin mutfak tezgahına yaslanmış bir şekilde elinde kahveni yudumlarken bana gülümsemeni anımsatıyor. Anımsatıyor derken 2 saniyeliğine aklımın içinde bir yerlerde canlanıyor. Bakıyorum öyle. Bu çok garip gelmeye başladı bana. Tanıyamıyorum kendimi. Çok fazla anı biriktirdim seninle ilgili. Bir kaçı hayal sanırım bunların. Hayallerimi anı olarak kaydedecek kadar sevmişim seni haberim yoktu. Düşünüyorumda ya seni beklemeyi sevmişsem? Ya bir gün birlikte olursak seni sevmekten vazgeçersem. Ama düşük bir ihtimal bu çok ama çok düşük.. Hayalleri anı olarak kaydedecek kadar hasta ruhlu biri sevmeken vazgeçer mi?Sanırım sana aşık olmuşum zamanla. Uzun zamandır buna anlam veremiyordum. Çok sık geliyorsun aklıma. Sabah uyandığımda sanki sen varmışcasına yastığa sarılırken buluyorum kendimi. Öyle özledim ki bana bişeyler anlatmanı.. Arasana okuduğunda konuşalım uzun uzun...
20 Kasım 2018 Salı
Drama(Parmak Uçları)
Böyleyim. İki günde bir darmadağın. Söylediğim gibi hissedemedim. Umursamaz olamadım.
Hatırlıyorum da bir gece yatarken yaklaşık saat 3 gibi falan. Göz göze bakıyorduk sen elini sakallarıma yaklaştırmıştın ve bende elini tutup parmak uçlarını öpmüştüm. Sonrada avcunun içini. . Ve benim gözlerim dolmuştu mutluluktan. Beni uyutabilecek hiç bir şey yoktu seni aklımdan çıkarabilmem için. Sonrada sarılmıştın. Dürüst olmak gerekirse onun bu kadar büyüleyici olması korkutucuydu. İnsanlara karikatür gibi olan gözleriyle kelebekler ve yarasalar veriyordu. Yalanını ses tonu ayarlıyordu..
2 Kasım 2018 Cuma
Birlikte
Her hatayı birlikte yaptık. Ben ve Raifhan. O benim pisliğim. O bütün hataları yaptı ve ben hepsinden çıkmasını sağladım. Onların hepsini beraber yaptık. Onu bütün hatalardan kurtarınca bende suç ortağı oluyordum. Evet biz bir takımız. Ama bilirsin ondan hep nefret ediyorum. Beni tanıyanlar kesinlikle bana Raifhan demezler.Hatırlıyorum da 9 yıl önce bir gün batımında eve gidiyordum. Havanın kararmasına yarım saat kadar vardı. Sonbahar da ağaçların tüm çıplaklıklarıyla rüzgara karşı geldiği bir zamandı. Yolumu iki tane serseri kesmişti. Biri elinde maket bıçağı ile oynuyor. Diğeri ise yumruğunu sıkıyordu. Para istiyorlardı. Donup kaldım. Sonra gülmeye başladım. Neden güldüğümü bilmiyordum. Ama komiğime gitmişti. Yürümeye çalışırken birden yumruk yedim çenemin sol tarafına. İlk defa birinden yumruk yiyordum. Korkmuştum. Ve yere düştüm. Bir anlığına zamanın yavaşladığını sandım. Rüzgar ağaçlarla olan savaşında kulağıma yaprakların savrulma sesini fısıldıyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. İşte tam o sırada. İçimde olduğunu hissettim. Elim bir anda kemere gitti ve çok seri bir şekilde kemeri çıkartıp yumruk atanın suratına vurmuştum. Sonra demir tarafıylada maket bıçaklı olana vurmuştum. İkisi de yere attı kendini ve suratlarını tutup bağırarak ağlıyorlardı. Orada Raifhan'ı zor tutuyordum. Sonra devamının nasıl olacağını merak ettim. Ve hayatımın en büyük hatasını yaptım. Durdurmaya çalıştım ama devam etti. O serserilerin suratlarını defalarca yumruklamıştı. Yumruklarken çocuğun dişleri ellerimi kesmişti. Ve en sonunda çocuğun boğazına bir tane vurduğuna ise Raifhan'ın suratına kan sıçramıştı. İşte orada artık durması gerektiğini söylemiştim. Ve kaçmıştık. Bu ilk olaydı. Sonrası da geldi zaten..
Ve 3 yıl önce her şey den arınmış bir şekilde. Tamamen temiz. İçimde ki öfkeyi yenmiş bir şekilde devam ettim. Ta ki 11.11.2017 ye kadar..
8 Ekim 2018 Pazartesi
Rüyamda ki Kadın
Kokun hala dolabımda duruyor. Kapak her açıldığında odamın içerisi seni hatırlatan bir kokuyla doluyor. Dün rüyamda gördüm seni. Sarılıyorduk. Uzun süre görüşmemiştik. Ellerim bedenini sarıyorken başını omzuma yaslıyordun. Saçların sakallarımla raks ederken gerçek kokunu hatırlamıştım. Bunların hepsi bir rüya. Rüyada kokuyu hatırlamak nedir? Gözlerine bakıyordum. Bana ağlamaklı bir tebessüm bırakıyordun. Sanki acı çekiyormuş gibi. Her zaman acı çekiyordun. İçinde kopan fırtınaları bilmiyorum ama tahmin edebiliyordum. ''Yüksek doz aşk alıp burada mutlu ölsek ya'' demek istiyordum. Uyandığım yanımda kimsenin olmadığı fark ettiğimde yalpaladım biraz...14 Eylül 2018 Cuma
Saflık
Yüreğim sensiz çok üşüyor, o kadar özledim ki ellerini..Sen aşık bir kadındın. Çok geç oldu bunu anlamam. Bir şeçenek olmak, aşık olunan değil, sadece o hissin denek olarak kullanıldığı bir yürek olmak acıtıyor içimi. Bundandır belki de sana deli gibi tutuluşum. Ve bundandır senin bana hiç tutunmayışın, ardında kırık dallar bırakıp yok oluşun. Özgür kanatların, naif ruhun, buram buram aşk kokan tenin. Hepsi birer suçlu içimde. Tutuklanması gereken müebbetlik birer suçlu Sana varamamış, senin olamamış olmanın acısı birikmiş tamamen içimde. Çoğalmış, kanamış, kanatmış..
Ahh! Kadınım..
İnsanların gördükleriyle hayal ettikleri çok başkadır. Her ne kadar dışarıdan sıradan bir insan gibi görünsen de aklımın içinde o kadar ince zarif bir insandın ki.. Hatırlıyorum da bir gün dışarıda yemek yiyordun. Ben aç değildim. Oturuyordum karşında öyle. Ama seni izlemiyordum.. Sırf yemek yerken utanırsın rahat yiyemezsin diye. Sende fark edip gülmüştün.. ''Neden güldün?'' diye sorduğumda ''Ben rahat yiyeyim diye bana bakmıyorsun.'' demiştin. Yanımda ki rahatlığını öyle düşünüyordum ki. Hatta bazen ben zorlanıyordum.
Sanırım ben, bizi özledim..
19 Ağustos 2018 Pazar
Duygular
Duygular insanın hayal dünyasıyla kısıtlanmış soyut bir kavramdır. Duyguları anlatmak, yazıya dökmek insanın bu dünyadan ruhen kendini parçalaması gerekir. Anca o zaman ruhunu toplarken yaşadıklarını anlatmaya çalışır.ona da Anlatılamaz olan duyguları bir kaç saçma kelimelerle ifade etmeye çalışır ki yine duygusunu anlatamaz. Yaşadığını anlatmış olur. Bir de ben deneyeyim anlatmayı. Şimdi ki anlatacaklarım bir karamsarın göz yaşlarıdır.9 yılımı geçirdiğim bir odam vardı. Küçük odamı çok seviyordum. Duvarda posterler, hizalı dergiler ve loş pembe bir ışığım.. Taşındığımda çok yadırgadım yeni odamı. Büyük bir oda, sade beyaz duvarlar. Daha hiç bir anıyı paylaşmadığım duvarlar. Kendimi odama karşı yabancılaştırmışım farkında olmadan..
Parçalanmış ruhuma gelecek olursak. Son günlerde öyle bir yalnızlık yaşıyorum ki.. Hiç kimsenin umrunda olmamak duygusunu tam anlamıyla yaşıyorum. Elbette selamlaştığım insanlar var. Ama hiç birisinin beni önemsediğini sanmıyorum. Sanırım buda benim artık insanları önemsemememden geliyor. Bir insanı önemsemeye korkuyorum. Önemsediğim günlerim aklıma geliyor hayatımda asla yapamacağım şeyleri yaptığım geliyor. En basit örneği şehir değiştirmek olurdu sanırım. Daha önce kimse için yapmamıştım. Sırf aramız düzelsin diye çat kapı bilet alıp yanına gitmiştim. Tabi emin değildim düzeleceğinden. Bu tür şeyleri tekrar yapabileceğimden emin değilim artık. üzülmekten korkuyorum. Hayatımda ki insanların istemsizce çıkıp gitmelerinden korkuyorum. Terk edilmek değil korkum bir daha görememek. O çok sevdiğimiz insanın bu dünyadan silinmesi.. Kimine çok saçma gelebilir bu söylediklerim. Anlarım. Ama bir pesimistin gözünden bakarsan daha farklı olur her şey. Her gün yine mi uyandım diye sorgularken insan, onu yarım bırakan insanı düşünüyor. Farzedin bu benim son yazım, hiç bu denli başı boş olabileceğini düşünmezdim. Uzun zamandır yazamıyordum. Ne zaman otursam yazmak için ellerim titreyip kalkıyorum. Hastalıktan değil cesaretimin korkup kaçtığından. Söyleyebilceğim tek bir şey var artık. Sesim olman gerekirken öyle bir uzaktasın ki yaşayıp yaşayamadığını bile bilmiyorum. Ama şunu biliyorum daha bitmedi başlangıçlar. Sen benim yaşlı gecemin silüeti. Artık göremiyorum hiç bir şeyi gecem zifiri karanlık oldu. Acın taze şimdi ondan dolayı cezbetmiyor hiç bir koku.
İnsan en çok kendini kandırır. İnsan taşıdı umudu, kimisinin sahip olduğu tek şey oydu kimiside umudunu kırdı. fakirlik korkusuyla ömrünü servet peşinde harcayanda gördüm fakirliğin özünü. oysa ki asıl zenginliğin sevgiden geldiğini bilmiyorlardı. sonra mutluluk denilen kelimeleri tanıdılar. Sonrasında çile geldi. Ve zulüm başladı.. Ve bu senenin ismini ''kötü insanları tanıma senesi'' koydum..
21 Temmuz 2018 Cumartesi
Kırık Ruh Parçası
Geçmişime bakıyorum her gün. Neler yaptım diye ve ruhumun ne kadar parçalandığına.. Herkesin kendince haklı olduğu görüşlerine bakıyorum. Çok bencilce düşündüklerinin farkına vardım. Nefret etmedim kimseden asla yaptıkları yüzünden. Her seferinde bir sebep buldum yaptığı hareketlere. Çünkü anca o zaman o insana karşı nefret besleyemezdim. İnsan kaybettiğinde suçlayacak birini bulurmuş. Ben kimseyi suçlamadım. Aksıne hep beni suçladılar. Sen böyle yaptın ondan dolayı diye ama kimse şunu düşünmedi. Ben neden öyle yaptım? Sen ne yaptında ben öyle yaptım? Herkes sonuca odaklanmış ona göre hareket ediyor. Gerisinde yaşanan olaylara aldırış etmiyor. Aklına bile getirmiyor. İşte insanlık bu kadar kıt düşünceli ve sorumsuz. Kimse yaptığı hatayı kabullenemiyor. Tabi ben hata yapmadım demiyorum. Benim yaptığım hata seni hayatımın merkezine koymaktı. Hayatıma şekil veriyordun. Kukla gibiydim kıramıyorum seni. Çünkü sen benden bir şey istesen bu beni öyle mutlu ediyordu ki. Uçmayı yeni öğrenen kuş misali yapmaya çalışıyordum. Sağa sola çarpıyordum ama yoluma devam ediyordum. En sonunda çok sağlam bir yere çarptım. Seni tanıyordum...
1 Haziran 2018 Cuma
Sevilmemek
Ben yoruldum artık insanların beraber yürüdüğü yollarda tek başıma yürümeye çalışmaktan. İnsanların diğer yüzlerini gördükçe kendimi soyutluyorum ortamdan. Tek başıma yol alıyorum. Yalnızlık en büyük nimet bunu biliyorum. İnsanlar aptal yerine koyuyorlar. İyimser olmamı olaylara diğer insanlardan farklı bakabiliyorum diye sırf. Kalbim paramparça hallerde. Kimsenin toplamasına izin vermiyorum. Vermeyeceğimde çünkü aynı şeyler yaşanıyor. Hep öyle değilmidir zaten. Farklıdır diye girersin bir işe ama aslında sadece dışı farklıdır. İçi yalanlar, gizlenen insanlarla doludur. Biliyorum çünkü daha önce defalarca yaşadım bunları. Bildiğim bir şey daha var artık ismimi taşıyamıyorum. Eskisi kadar şevkat gösteremiyorum. Merhamet gösteremiyorum. Bir hata yalnızca bir hata her şeye mal olabiliyor. Zorlanıyorum bazı şeyleri yutmaktan. Ve vücuduma ağır geliyor. Ve bedenim kaldırmıyor. Rahatsızlanıyorum. Her sabah uyandığımda vücudumun bir parçası kaybediyormuş gibi hissediyorum. Her geçen gün parçalamıyorum. Sanırım burada vaktim doluyor..8 Mayıs 2018 Salı
Erdoğan Kocagöncü Anısına
Hep ölümden yazıyorum. Bu yazıda ölümle ilgili...
Bir dost, bir kardeş, bir yoldaş. Şimdi yalnız başıma seyrediyorum yolları. Hatırlıyorum da büyük hayellerimiz vardı. Şimdi ne olduğunu ben bile bilmiyorum. Şaşırıyorsundur oradan bana. Nasıl olduda her ota boka yazı yazan Raifhan bu sefer yazmadı diye. Yazamadım lan. Kelimeler gelmiyor artık. Cümleleri yutuyorum. Ağır bir yalnızlık yaşıyorum, evden çıkmıyorum günlerdir. Kimseyi arayamıyorum. Arasam ne diyecem ki? Nasıl gidiyor diye mi soracağım. Oğlum hiç bir şey aynı gitmiyor. Canım sıkıldığında çat diye yanına gelirdim. Şimdi evine girmeye korkuyorum. Evet ilk defa korkuyorum Ed. Beni korkutan şey seni orada görememek oluyor. Seni orada görememekten korkuyorum kardeşim. Geç kaldım yazmakta. Günlerim karışıyor. Vakit bir hızlanıp bir yavaşlıyor. Bak sana ne diyeceğim cuma günü cenazenden sonra bişey oldu ne olduğunu hatırlamıyorum herkes dağıldı evlere sanırım yemek falan yiyecektik. Bende arabayla geziyordum. Bir an boşluğuma geldi. Elimde telefon sık kullanılanlarda sen varsın. Seni merak ettim ettim ne yaptı ne etti diye seni arıyordum telefonla. 2 saniyelik bi dalgınlık. Sonrasında hatırladım ki seni gömmüştük kardeşim. O kadar rahatsız oldum ki. Kelimeler açıklamama yetmiyor o hissiyatı. Özgürüme canım yandı bide benim. O yurt dışında olunca gelemedi. Benden istedi kardeşimin üstüne benim için de toprak at diye. 3 Toprak attım. Birisi özgür içindi, birisi benim ve diğeride gelemeyen arkadaşlarım içindi. Senden özür dilerim kardeşim. Seni görmeye arabanın içine girmediğim için senden özür dilerim kardeşim morg da seni görmeye gelmediğim için. Ama mezarına Yalvaçta olduğum her gün geliyorum. Geceleri mezarlığa girmekten etkilenen biriydim. Yanından bile geçmezdim. Ama sen olduğun yere geliyorum geceleri. Korkmuyorum. Beni bir şekilde koruyacağını biliyorum. Benim can dostum. Her şeyi beraber yaptığım tek insan. Belki kızıyorsundur bana ağladığım için. Belki de bu yazılarım için kızıyorsundur. Seni gömdüğümüz gün akşamı mezarına geldik. Bütün ekip. Özgürüde telefonla aradık. Sen varmışcasına muhabbet ettik. Ama dönerken seni alamadık yanımıza. Vakit varken tomurcukları topla. Zaman hala geçiyor. Ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir. Sen bizim bulabileceğim en iyi adamdın. Her zaman iyi olarak kalbimizde yaşacaksın. Sana ölüm yakışmadı hiç Ed. Bu hayatta ki en iyi adama sesleniyorum yakındır buluşmamız..
19 Nisan 2018 Perşembe
Yalnızlık
Bu gün aynı dün ve önce ki gün gibi başladı. Ölümün beni bulup sarılacağı bir yere gitmek isterdim. Bütün her şeyden arınmış bir şekilde. Mesela bir ormanda karanlık ağaçların arasında. Ölümün beni dostça selamlayıp uzak diyarlara gitmeyi. İşte o zaman uğraşmam gereken sorunlar, düşünmem gereken insanlar olmayacak. Biliyorum çok fazla gereksiz şeyi kafaya takıp kendime dert ediniyorum ama bunun bir sonu olmalı. Çünkü tek başıma kalınca kendi kendime konuştuğumu fark ettim. Konuşurken karşımda birisi varmış gibiydi sanki. Yalnızlık hayatım boyunca peşimi bırakmadı. Kocaman bir boşluğun içindeyim. Ne o boşluktan kurtulabiliyorum, ne de o boşluğu doldura biliyorum.. Biliyorum artık çok zor, kuracak yeni bir hikayem yok. Yazıyorum öyle deli gibi. Kalbimin en ücra köşelerinde saklıyorum seni. Kimse ulaşamasın. Zarar vermesin sana diye. O boşlukta yaşıyorum seninle. Hiç bir türlü yazamıyorsanız ona veya yazsanız da anlamı olmayacağını biliyorsanız çekilin köşeye bir sigara fazla yakın sessiz sedasız. Benim artık yokluğunu reddetmeyi bırakmam lazım. Her hangi bir sabah uyandığında, hiç kimsenin seni sevmediğini fark ettiğin ve umursamadığın oldu mu hiç? Olmamıştır. İllaki bir kişi mesaj atmıştır. Pek çok insan boşluğun farkındadır ama umutsuzluğu görmek cesaret ister. Umutsuzluğun bir sonra ki adımı, daha iyi bir hayatı hak ettiğimizi düşünüyor olmamızdır. Ve acımasızca geçip giden zamandan geriye kalan sadece yalnızlıklarımız..8 Mart 2018 Perşembe
Elveda
Gözlerimden akarken damla damla yaşlar kalbim titriyordu. Hıçkırıklarımla savaşıyordum. Beynimden bir sinyal daha geliyordu. ''Yapma, aynı şeyler olacak'' Ve tüm bunların hepsi körpe karanlıkta olurken piyanonun başında sadece tek bir notaya basıyordum. Anlamıştım ki korkar olmuştum. Tekrar ölmeye hazırmıydım? Umut çocuklarım diri diri yanarken sinir uçlarının hissizleşmeye başladığını fark etmiştim. Umut çocuklarımı bügünlere getire bilmem zaman almıştı. Şimdi ise yanıklarını iz kalmadan kapatmaya çalışıyordum. İmkansızdı. Çocukken çizdiğim resimlerde iki kuşa selam eden güneş vardı. Şimdi ise yanan ışıklarımı kaplayacak kadar karanlığım var. Ve biliyorum bunların hepsi geçmişte kalmış bir rüya. Evet sana veda ediyordum. Çünkü asla geçmişle yaşayamam. Bir sonucu vardır bunun. Ruhumu kaybetmek istemiyordum. Ve son vedanın adını ELVEDA koydum.
Benim kelamımı bir kişi yıktı, kalemimi kırdı. Sözlükte sevgiliydi anlamı.
21 Şubat 2018 Çarşamba
Yaşadığım An
Çok üzgünüm. İnsanlığa olan hissiyatım nefret mi, sevgi mi tam olarak tanımlayamıyorum. Bir ucunda sevginin diğer uçta nefretin olduğu rezonans benliğimin her zerresinde kendini var ediyor. Şiddet, yok etme, parçalama isteği nefret tarafında gezindiğim sıralarda aklımda olan tek şey. Sevgi tarafını tanımlayabileceğim tek kelime ise naiflik.
Belki insanlığa olan hissiyatımın ne olduğunu tanımlayamadan her şey bitecek. Eğer öyle olacaksa tek isteğim rezonansın tam orta noktasında, sevgi ve nefretin tam olarak sıfır olduğu noktada sona erebilmeyi isterim. Denge noktasında yani. İşte o noktada parçalanayım, vücudumdaki kan her tarafa saçılsın, yokluk hissiyatı içimi doldursun. Ve tüm acı, hiçliğe dönüşsün. İşte o an...
Galiba ben o an için yaşıyorum..
19 Şubat 2018 Pazartesi
Kendince
Sıradan bir gecenin karanlık bir köründe sen beni çoktan unutmuşken yazıyorum..
İki insan. Aşk bitmemesi için dua edilen insanlığa bahşedilmiş mucize varlıktır. Varlıktır evet. Varlığı ile yaşadığını hisseder insan. Yaşamak, mutlu, neşeli, heyecanlı, kederli, acılı olmak tanımlarını içinde barındırır. Bu hislerin toplamını oluşturan varlıktır aşk. Yaşamak demektir aşk. Nefesinin yettiğine kadar dolu dolu yaşamak. Ve yaşanan her şey gerçektir. Öylesine yaşanmış bir şey değildir..
Aşk unutulmak için yaşanmamıştır. Bir insan unutmak için aşk yaşayamaz. Bunu istese bile bedeni karşı çıkar. Ve sonunda bedeniyle ruhu savaşa girer. Benim tabirimle delirmemek için kendiyle konuşur. Herkesin farklıdır inandığı aşk. Kimiside aşk yaşadığını sanar. Aşkı anlatamazsın ki tek bir şeyle.
Bir insan neden iyi yada kötü bir şey yapar? Cevabını vereyim. Kendince haklı olduğu sebepleri vardır. Bunu açıklayamaz. Açıklasa bile tatmin edici olmaz. Kötü bir şey yaparsa sevmediğini düşünür karşısında ki. Ama aslında deli gibi seviyordur. Ve bunu canı çok yandığı için yapıyordur. Yoksa neden sevdiği insanı kırmak incitmek istesin ki.
Ne kadar sevsem de canını yakmak istedim..
https://www.youtube.com/watch?v=pbdiL9vN0WY
Sıradan bir gecenin karanlık bir köründe sen beni çoktan unutmuşken yazıyorum..
İki insan. Aşk bitmemesi için dua edilen insanlığa bahşedilmiş mucize varlıktır. Varlıktır evet. Varlığı ile yaşadığını hisseder insan. Yaşamak, mutlu, neşeli, heyecanlı, kederli, acılı olmak tanımlarını içinde barındırır. Bu hislerin toplamını oluşturan varlıktır aşk. Yaşamak demektir aşk. Nefesinin yettiğine kadar dolu dolu yaşamak. Ve yaşanan her şey gerçektir. Öylesine yaşanmış bir şey değildir..
Aşk unutulmak için yaşanmamıştır. Bir insan unutmak için aşk yaşayamaz. Bunu istese bile bedeni karşı çıkar. Ve sonunda bedeniyle ruhu savaşa girer. Benim tabirimle delirmemek için kendiyle konuşur. Herkesin farklıdır inandığı aşk. Kimiside aşk yaşadığını sanar. Aşkı anlatamazsın ki tek bir şeyle.
Bir insan neden iyi yada kötü bir şey yapar? Cevabını vereyim. Kendince haklı olduğu sebepleri vardır. Bunu açıklayamaz. Açıklasa bile tatmin edici olmaz. Kötü bir şey yaparsa sevmediğini düşünür karşısında ki. Ama aslında deli gibi seviyordur. Ve bunu canı çok yandığı için yapıyordur. Yoksa neden sevdiği insanı kırmak incitmek istesin ki.
Ne kadar sevsem de canını yakmak istedim..
https://www.youtube.com/watch?v=pbdiL9vN0WY
24 Ocak 2018 Çarşamba
Geç olmadan
Kimseye söylemediğim sırlarım vardı. Herkesin vardır. Ama benim ki biraz farklıydı. Bana hep kızarlardı çok hızlı gidiyorsun diye. Çok aceleye getiriyorsun diye. Bende biliyordum hızlı olduğunu. Neden hızlısın dediklerinde. Aklıma tek bir kişi geliyor. Hep o yavaştan aldığım aceleye getirmeden her şeyi zamanında yapmaya çalıştığım kişi geliyor. Ama sonra her şeyi yarım kalan.. Şöyle ki;
4 yıl önce. O zamanlar deliler gibi sevdiğim birisi var. Ama hiç belli etmiyordum sevdiğimi. Aceleye getirmiyordum hiç bir şeyi. Öyle her gün buluşmuyorduk. Özleyince buluşuyorduk. Buluştuğumuzda da film izliyorduk. 2 ay böyle devam etti. Sonra 9 Şubat 2015. Doğum günümden bir gün sonra buluştuk. Ağlıyordu. Bana sarılmıştı. İlk defa ağlarken birisi sarılmıştı. Garip olmuştum. Hemen ne olduğunu sordum. Anlattı donup kalmıştım. Hayatım da ilk defa bir çıkış yolu bulamamıştım. Doktora gitmiş. Akciğer kanseri çıkmıştı. Nasıl olduğunu bile anlamamıştı doktorlar. Düşüne bildiğim tek şey neden acele etmedim ki? Neden onu sevdiğimi daha çok söylemedim. Tek düşüne bildiğim buydu. Sonra sımsıkı sarıldım ve ağzımdan hiç bir kelime çıkmadı. Sonra ne mi oldu?
Hastaneye kaldırıldı. tedavilere başlandı. Yaklaşık 4 haftalık bir tedavi gördü. Ben her gün gidiyordum yanına. Çiçeklerle, çikolatalarla, ayıcıklarla. Geldiğim her gün beni görünce gözlerinin içi gülüyordu. Ama benim her geçen gün gözlerimde ki ışık karanlığa dönüyordu. Çünkü her geçen gün eriyip gidiyordu. Ve elimden hiç bir şey gelmiyordu. Geceleri uyuyamıyordum. Sabahlar olmuyordu. Kendimi ''Aynı Yıldızın Altında'' da ki kız gibi hissediyordum. Bir gün öleceğini biliyordum. Ya da ''İncir Reçeli'' de ki Halil Sezai gibi hissediyordum. İki filmide beraber izlemiştik. Güzel film ama abartmışlar acılarını demiştik. Ben söyliyeyim. O filmlerde anlatılanlar hiç birşey kalır. Ve o gün geldi. Hastaneye uğradım. Ailesi dışarıda ağlıyor. Hemen koşturdum İçeri girmeye çalıştım. Gözeleri kapalı öyle güzel uyuyordu ki. Ailesinden izin alıp içeriye son bir kez girdim. Son kez elini tuttum. Sıcacık olan eli buz gibiydi. Gözlerimden yaşlar akıyor ama ama sesim çıkmıyordu. Ve aklıma gelen tek şey neden daha fazla sevdiğimi söyleyip ilgilenmedim ki. Neden her gün görmek var ken özleyince görüştük ki? Çıktım hastaneden. İlk defa gidecek bir yerim yok gibi hissettim. Eve geldim. 1 Ay odamdan çıkmadım tam 1 ay. Uyuyordum sürekli rüyamda onu görüyordum. Ve bu hoşuma gidiyordu. Delirmeme az kalmıştı. Resmen ölmüştüm. Ama hala nefes alıyordum.
Bana kızıyordunuz ne bu karamsarlık içim çöktü be falan diye. Biraz mutlu şeyler paylaş oğlum ne ölüme takıntın diye. Artık biliyorsunuz. Neden bu kadar hızlı, aceleci davrandığımı. Neden bu kadar üstüne titrediğimi. Bir kere daha geç kalmak istemiyordum. Çünkü tüm bu olanlardan sonra birini sevmek sevebilmek kolay değildir. O yüzden sizler geç olmadan söyleyin sevdiğinizi.. Çünkü dünya böyle güzel olur..
https://www.youtube.com/watch?v=bsOA_SqsUj0
Kimseye söylemediğim sırlarım vardı. Herkesin vardır. Ama benim ki biraz farklıydı. Bana hep kızarlardı çok hızlı gidiyorsun diye. Çok aceleye getiriyorsun diye. Bende biliyordum hızlı olduğunu. Neden hızlısın dediklerinde. Aklıma tek bir kişi geliyor. Hep o yavaştan aldığım aceleye getirmeden her şeyi zamanında yapmaya çalıştığım kişi geliyor. Ama sonra her şeyi yarım kalan.. Şöyle ki;
4 yıl önce. O zamanlar deliler gibi sevdiğim birisi var. Ama hiç belli etmiyordum sevdiğimi. Aceleye getirmiyordum hiç bir şeyi. Öyle her gün buluşmuyorduk. Özleyince buluşuyorduk. Buluştuğumuzda da film izliyorduk. 2 ay böyle devam etti. Sonra 9 Şubat 2015. Doğum günümden bir gün sonra buluştuk. Ağlıyordu. Bana sarılmıştı. İlk defa ağlarken birisi sarılmıştı. Garip olmuştum. Hemen ne olduğunu sordum. Anlattı donup kalmıştım. Hayatım da ilk defa bir çıkış yolu bulamamıştım. Doktora gitmiş. Akciğer kanseri çıkmıştı. Nasıl olduğunu bile anlamamıştı doktorlar. Düşüne bildiğim tek şey neden acele etmedim ki? Neden onu sevdiğimi daha çok söylemedim. Tek düşüne bildiğim buydu. Sonra sımsıkı sarıldım ve ağzımdan hiç bir kelime çıkmadı. Sonra ne mi oldu?
Hastaneye kaldırıldı. tedavilere başlandı. Yaklaşık 4 haftalık bir tedavi gördü. Ben her gün gidiyordum yanına. Çiçeklerle, çikolatalarla, ayıcıklarla. Geldiğim her gün beni görünce gözlerinin içi gülüyordu. Ama benim her geçen gün gözlerimde ki ışık karanlığa dönüyordu. Çünkü her geçen gün eriyip gidiyordu. Ve elimden hiç bir şey gelmiyordu. Geceleri uyuyamıyordum. Sabahlar olmuyordu. Kendimi ''Aynı Yıldızın Altında'' da ki kız gibi hissediyordum. Bir gün öleceğini biliyordum. Ya da ''İncir Reçeli'' de ki Halil Sezai gibi hissediyordum. İki filmide beraber izlemiştik. Güzel film ama abartmışlar acılarını demiştik. Ben söyliyeyim. O filmlerde anlatılanlar hiç birşey kalır. Ve o gün geldi. Hastaneye uğradım. Ailesi dışarıda ağlıyor. Hemen koşturdum İçeri girmeye çalıştım. Gözeleri kapalı öyle güzel uyuyordu ki. Ailesinden izin alıp içeriye son bir kez girdim. Son kez elini tuttum. Sıcacık olan eli buz gibiydi. Gözlerimden yaşlar akıyor ama ama sesim çıkmıyordu. Ve aklıma gelen tek şey neden daha fazla sevdiğimi söyleyip ilgilenmedim ki. Neden her gün görmek var ken özleyince görüştük ki? Çıktım hastaneden. İlk defa gidecek bir yerim yok gibi hissettim. Eve geldim. 1 Ay odamdan çıkmadım tam 1 ay. Uyuyordum sürekli rüyamda onu görüyordum. Ve bu hoşuma gidiyordu. Delirmeme az kalmıştı. Resmen ölmüştüm. Ama hala nefes alıyordum.
Bana kızıyordunuz ne bu karamsarlık içim çöktü be falan diye. Biraz mutlu şeyler paylaş oğlum ne ölüme takıntın diye. Artık biliyorsunuz. Neden bu kadar hızlı, aceleci davrandığımı. Neden bu kadar üstüne titrediğimi. Bir kere daha geç kalmak istemiyordum. Çünkü tüm bu olanlardan sonra birini sevmek sevebilmek kolay değildir. O yüzden sizler geç olmadan söyleyin sevdiğinizi.. Çünkü dünya böyle güzel olur..
https://www.youtube.com/watch?v=bsOA_SqsUj0
13 Ocak 2018 Cumartesi
Karanlığa ışık tut
Zor oluyor. Tekrar eskisi gibi kendi halime dönmek. Bazen mutluyum. O mutlu olduğum zamanlarda dalıp gittiğim zamanlar. Bir zamanlar kollarımın arasında tutup karanlık kuytu köşelere ışık tutup oralardan geçerdik. Korkardık karanlıkta kaybolmaya. Ondandır ki ne olursa olur ayrılmazdık. Şimdi görüyorum ki yalnızlık içimizde büyük bir kara delik açmış. Çınar ağacı gibi sıcaktan korumaya çalışırken kendim yanmaya başlamışım. Ama asla şikayet etmedim bundan. Ne kadar yansam da öyle huzur dolu oluyordum ki. Çünkü bilirdim yanmaya başladığımda yüreğine su serpen nehirden bana da verirdi. Ama bir gün yandığımı belli edemedim. Güçlü gözükebilmek için Öyle olunca o da su vermedi. Öldüğü mü düşündüm. Meğer hala susuyormuşum ben bir damla bile içimde kaynamadan buharlaşacak kadar susuyormuşum. Sevginin asla bitmeyeceğine inandırdın. Değiştiğimi düşündüler hep. Ve değişeceğimi. Aslında hep o masum saf duygularla dinleyip derdini paylaşıp beraber üzülen bendim. Hala da öyleyim. Hayatım boyunca yanlış anlaşıldım. Herkes tarafından. Ve bu benim lanetim oldu. Ondan dolayı sürekli bişeyler anlatmaya çalışmam. Ondan dolayı olaylara hep at gözlüğüyle bakıyorsun demem. Ondan dolayı bu kadar seni sevmem. Ben yalnızca seni özlemedim. Ben yanyanayken sarılıp ağladığımızı özledim. Ayrılmamız gerektiğini konuşurken sarılıp ağlamamızı özledim. Ay tenli kadınım. Kanepede uyurken üşüyüp iki büklüm kalınca gece kalkıp üstümü örtüşünü özlüyorum. Delicesine gülerken gözlerimizin içine bakınca susmayı özledim. Seni anlıyordum, eskiden yaşadıklarını hatırlayınca beraber yaşıyorduk tekrardan. Ve beraber ışık tutuyorduk onlara. Yanyanayken çok güzeldi ama yanyanayken hayal kurmak daha güzeldi. 2 ayda yazdığım o kadar şey var ki. Ama hiç birini paylaşmaya gücüm yok.
Ben sanırım bizi ve seninle birlikteyken ki kendimi özlüyorum. Yeni özlemeye başlamadım tabi ki. Sürekli özledim.
Ve işte aşk ve ölüm şimdi kucaklaşıyor. Kollarını uzatamıyorsun beni sarmak için. Ve ölüm daha sıkı sarıyor..
Sevgilerle My Love
https://www.youtube.com/watch?v=CI-mSNugAfM
Zor oluyor. Tekrar eskisi gibi kendi halime dönmek. Bazen mutluyum. O mutlu olduğum zamanlarda dalıp gittiğim zamanlar. Bir zamanlar kollarımın arasında tutup karanlık kuytu köşelere ışık tutup oralardan geçerdik. Korkardık karanlıkta kaybolmaya. Ondandır ki ne olursa olur ayrılmazdık. Şimdi görüyorum ki yalnızlık içimizde büyük bir kara delik açmış. Çınar ağacı gibi sıcaktan korumaya çalışırken kendim yanmaya başlamışım. Ama asla şikayet etmedim bundan. Ne kadar yansam da öyle huzur dolu oluyordum ki. Çünkü bilirdim yanmaya başladığımda yüreğine su serpen nehirden bana da verirdi. Ama bir gün yandığımı belli edemedim. Güçlü gözükebilmek için Öyle olunca o da su vermedi. Öldüğü mü düşündüm. Meğer hala susuyormuşum ben bir damla bile içimde kaynamadan buharlaşacak kadar susuyormuşum. Sevginin asla bitmeyeceğine inandırdın. Değiştiğimi düşündüler hep. Ve değişeceğimi. Aslında hep o masum saf duygularla dinleyip derdini paylaşıp beraber üzülen bendim. Hala da öyleyim. Hayatım boyunca yanlış anlaşıldım. Herkes tarafından. Ve bu benim lanetim oldu. Ondan dolayı sürekli bişeyler anlatmaya çalışmam. Ondan dolayı olaylara hep at gözlüğüyle bakıyorsun demem. Ondan dolayı bu kadar seni sevmem. Ben yalnızca seni özlemedim. Ben yanyanayken sarılıp ağladığımızı özledim. Ayrılmamız gerektiğini konuşurken sarılıp ağlamamızı özledim. Ay tenli kadınım. Kanepede uyurken üşüyüp iki büklüm kalınca gece kalkıp üstümü örtüşünü özlüyorum. Delicesine gülerken gözlerimizin içine bakınca susmayı özledim. Seni anlıyordum, eskiden yaşadıklarını hatırlayınca beraber yaşıyorduk tekrardan. Ve beraber ışık tutuyorduk onlara. Yanyanayken çok güzeldi ama yanyanayken hayal kurmak daha güzeldi. 2 ayda yazdığım o kadar şey var ki. Ama hiç birini paylaşmaya gücüm yok.
Ben sanırım bizi ve seninle birlikteyken ki kendimi özlüyorum. Yeni özlemeye başlamadım tabi ki. Sürekli özledim.
Ve işte aşk ve ölüm şimdi kucaklaşıyor. Kollarını uzatamıyorsun beni sarmak için. Ve ölüm daha sıkı sarıyor..
Sevgilerle My Love
https://www.youtube.com/watch?v=CI-mSNugAfM
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sessiz Eda Bazen düşünüyorum, anılarım geçiyor gözümün önünden, fakat eskisi kadar iyi hatırlayamıyorum. Sanırım iyi kötü ne varsa hepsini...
-
Mavi Çiçek Sakallarımın yanak kısmı güneşte kızıl oluyor. Ve ben buna "o kısımları ateş öptü."...
-
Erdoğan, Özgür, Furkan, Emre'ye selam olsun. Herkesin kendine benimsediği bir dost vardır. Diyeceksiniz ki bir diyorsun dört kişinin i...
